

Bir gıda ürünü, sosyal medya sayesinde bir gecede patlama yapabiliyor. Ancak bu hızlı şöhret, genellikle göz ardı edilen bir riski de beraberinde getiriyor: Alerjen etiketleme gibi temel gıda güvenliği yasalarına uyumdaki başarısızlık. Yakın zamanda yaşanan “Dubai çikolatası” krizi, bu konunun ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gösterdi.
İngiltere’de yaşanan güncel bir olay, viral trendler ile yasal zorunluluklar arasındaki bu tehlikeli çatışmayı mükemmel bir şekilde özetliyor. Popüler bir markanın ‘Arrivo Pistachio Cream Dubai Cake‘ isimli ürünü acil olarak toplatıldı. Sorun kekin kendisinde değil, ambalajındaki bilgideydi. Etiket, yumurta, gluten, süt, fındık, yer fıstığı, soya ve sülfitler gibi bir dizi alerjeni İngilizce olarak beyan etmiyordu. Ciddi alerjisi olan bir tüketici için bu küçük bir ihmal değil, sağlığına yönelik doğrudan bir tehdittir. Bu olay, viral ithal ürünlerin “gıda güvenliğini geride bıraktığı”, yani İngiliz tüketicilerin güvendiği katı yasal etiketleme standartlarını karşılamadan raflara ulaştığı daha geniş bir sorunun parçasıdır.
Dubai keki geri çağırmasını basit bir çeviri hatası olarak görmek kolaycılıktır. Ancak gıda güvenliği perspektifinden bakıldığında bu, üreticinin ve ithalatçının kontrol sistemlerinde kritik bir çöküşe işaret eder. İngiltere mevzuatı son derece nettir: 14 ana alerjen, etikette açıkça beyan edilmeli ve vurgulanmalıdır. Bu bir bürokrasi değil, sağlam bir gıda güvenliği yönetim sisteminin temelini oluşturan yasal bir yükümlülüktür.
İşte tam bu noktada, bir klasörde unutulan teorik bir belge olmaktan çıkan HACCP planı, pratik bir kalkan görevi görür. İyi tasarlanmış bir HACCP sistemi, üretim zincirindeki her potansiyel tehlikeyi tanımlar. Sağlam bir HACCP Gıda Güvenliği Yönetim Sistemi kurmak, nihai ambalajın satış yapılacak ülkenin yasalarına uygun olduğunu doğrulamayı kritik bir kontrol noktası olarak belirler. Bu basit kontrol, bir ürünün halk sağlığı riskine dönüşmesini engeller ve markayı bir geri çağırmanın getireceği devasa finansal ve itibari zarardan korur.
Bu sorun ne sadece İngiltere’ye ne de küçük, popüler girişimlere özgüdür. Köklü uluslararası markalar bile farklı ülkelerin yönetmeliklerine takılabilir, bu da sürekli denetimin ne kadar önemli olduğunu kanıtlar. Türkiye’nin en büyük üreticilerinden Ülker’in çok bilinen bazı ürünlerinin ABD’de FDA tarafından geri çağrılması, bu duruma çarpıcı bir örnektir. Gerekçe, prensipte Dubai keki olayıyla aynıydı: etiketlerde beyan edilmemiş alerjenlerin bulunması.
Bu örnek, dünyanın her yerindeki gıda işletmeleri için hayati bir ders içerir: Uyumluluk evrensel değildir. Kendi ülkenizde mükemmel işleyen kurallar, bir ihracat pazarı için yetersiz kalabilir. Bu durum, üreticilerin sistemlerini, özellikle de alerjen yönetimi ve etiketleme süreçlerini, satış yaptıkları her ülkenin özel yasal standartlarına göre titizlikle denetlenmesi gerektiğini vurgular. Proaktif yaklaşım, küresel sahnede güvenle faaliyet göstermenin tek yoludur.
Bu tür geri çağırma olayları, gıda güvenliğinin sonradan akla gelecek bir detay olamayacağını hatırlatan güçlü derslerdir. İster viral bir trendden faydalanan küçük bir ithalatçı, ister yeni pazarlara açılan çok uluslu bir dev olun, temel prensipler aynıdır. Yasal sorumluluğunuz tüketiciyi korumaktır ve bu hedefe ulaşmadaki yol haritanız HACCP planınızdır.
Geri çağırma bildiriminin masanıza düşmesini beklemek, her zaman çok geç demektir. Asıl çalışma, bu tür hataları bir ürün rafa ulaşmadan çok önce yakalayacak sağlam ve önleyici bir sistem inşa etmekte yatar.
Gıda güvenliği sistemlerinizin sadece mevcut operasyonlarınızı değil, aynı zamanda gelecekteki büyüme hedeflerinizi de desteklediğinden emin olmak, marka itibarınızı korumanın temelidir. İşletmenizin gıda güvenliği ve mevzuat uyumluluğu konusundaki tüm ihtiyaçları için uzman ekibimizle iletişime geçin.
“Başarılı bir ekip yaratmak için ihtiyacımız olan tek şey birlikte çalışmaktır.”
Yazar: Akakan Akay